Dil-Konuşma Bozukluğu

DİL-KONUŞMA BOZUKLUKLARI

Dil ve konuşma bozuklukları, kişinin konuşulanları anlama ve kendini ifade etme becerilerinden birinde ya da her ikisinde görülen sorunları ifade eder. Dil ve konuşma günlük hayatta sık karıştırılan iki farklı kavramdır. Dil ve konuşmayla ilgili bozukluklar da birbirinden farklıdır. Bir kişinin diğer kişileri anlamakta ve düşüncelerini anlaşılır, yapıca düzgün kurulmuş cümlelerle paylaşmakta zorluk yaşaması dil bozukluğuna işaret etmektedir. Bir kişinin sesleri net anlaşılır şekilde telaffuz edememesi, artikülasyonda sorun yaşaması, ses düzeyinde sıkıntısı olması veya kekemelik gibi konuşmasını akıcı olmayan bir hale getiren faktörler bulunması, konuşma bozukluğu ihtimalini akla getirmektedir.

AKICILIK BOZUKLUKLARI (KEKEMELİK/HIZLI KONUŞMA)

KEKEMELİK

Kekemelik; konuşmanın akıcılığı ve ritminin, duraklamalar, tekrarlar, uzatmalarla ve çoğu kez bunlara eşlik eden beden hareketleriyle kesintiye uğramasıdır. Genellikle 2-7 yaş arasında ortaya çıkar, en çok 3-5 yaş arasında görülür. Erkek çocuklarda daha ağır seyreder. Kız-erkek oranı 1/5 tir. Yapılan araştırmalara göre kekemelik görülen kişilerin birinci dereceden akrabalarında kekemelik görülme oranı yüksektir. Hemen herkes konuşma sırasında ses, hece ya da sözcük tekrarlamaları yapar. Arada bir olan bu gibi konuşma akıcısızlıkları normal kabul edilir. Konuşma akıcısızlıkları, günlük konuşma tarzı haline geldiğinde ve diğer insanlar tarafından fark edilebilir düzeyde olduğunda, bir konuşma problemi olduğu düşünülür. Kekemelik, kişide utanç ve engellenme duyguları yaratır. Zamanla kişi konuşmaktan kaçınır hale gelir. Bu durum kişinin psikolojik, sosyal ve akademik yaşantısını olumsuz yönde etkiler. Konuşma problemi giderek karmaşık ve çok yönlü bir problem haline gelir. 

Kekeleme Sırasında Gözlenen “İkincil Davranışlar” Neden Ortaya Çıkar ve Nasıl Düzelir?

Bazen kekeleyen kişilerde konuşmadaki zorlanmanın şiddetiyle birlikte bazı abartılı beden hareketleri ortaya çıkabilir. Bu hareketler baş-yüz bölgesinde, el-kollarda, ayak-bacaklarda oluşabilir ve kişiden kişiye farklı hareketler gözlenebileceği gibi aynı kişide zaman içersinde farklı hareketler de gözlenebilir. Bu hareketler; ayakları yere vurma, kaş kaldırma, burun kanatlarının hareket etmesi, göz yumma, göz kırpma, kolların aşırı hareket etmesi, başını sallama, dudakları büzme, dil ve dudaklarda titreme, abartılı ağız, çene hareketleri vb. çok çeşitli şekillerde olabilir. Kekemelik terapilerinde bu hareketleri ortadan kaldırmaya yönelik hiçbir çalışma yapılmaz, çünkü kekemelik şiddeti azaldığında bu hareketler de kendiliğinden ortadan kaybolur.

Kekeme Bir Yetişkinle Konuşurken Nelere Dikkat Edilmeli?

Söylemek istediği sözcüğü ya da cümlesini tamamlamayın. Kesinlikle, “yavaşla, nefes al, düşünerek konuş, konuşmana dikkat et, acele etme” gibi uyarılarda bulunmayın. Bu onun daha çok kekelemesine yol açacaktır. Aynı telkinlerin konuşurken size yapıldığını düşünün! Kekeme bir kişiyle konuşurken, sakin bir şekilde onun konuşmasını tamamlamasını bekleyin, göz temasını sürdürün. Nasıl söylediğini değil, ne söylediğini dinleyin.Kekemelik bir “tabu” olmamalıdır. Kendisi isterse! kekemeliği hakkında açıkça konuşun. Rol yapmaktan kaçının. Yavaş ve doğal bir biçimde konuşun ve onu konuşması için zorlamayın. Telefonla konuşmakta daha fazla zorlandıkları için, ard arda sorular sormaktan kaçının ve cümlelerini tamamlamalarını bekleyin.

Kekemeliğin Arttığı Durumlar:

Telefonda konuşurken. Kalabalık dinleyicilere ve otorite figürlerine karşı konuşurken. Fıkra anlatırken. Kendisinin ya da bir kişinin adı sorulduğunda. Zaman baskısı altında olunduğunda. Beklenmedik bir durumla karşılaşıldığında. Yeni insanlarla tanışırken / konuşurken
Beklemedikleri anda soru sorulduğunda kekeleme şiddetinde artış olur.

Kekemeliğin Azaldığı / Yok Olduğu Durumlar:

Şarkı söylerken. Küfür ederken. Dua okurken. Sayı sayarken. Koroyla ya da diğer bir kişiyle birlikte okurken. Fısıltıyla konuşurken. Kendinden küçüklerle konuşurken. Yüksek ses / maskeleyici gürültünün etkisi altında konuşurken. Ritim tutarak konuşurken en ağır kekemelerin bile oldukça akıcı konuşabildiklerini görebilirsiniz.

Kekemelik Terapisi Ne Zaman Başlar ve Ne Kadar Sürer?

Her yaşta kekemlik terapisi yapılabilir. Bilimsel veriler ilerleyen yaşlarda kekemelik şiddetinin azaldığını gösterdiğinden kişinin kekemeliğinin en yoğun olduğu erken çocukluk ve genç yetişkinlik döneminde terapi yapılması daha uygun olacaktır. Burada önemli olan kişinin kendi arzusu ve konuşmasını düzeltmek için yeterli çabayı göstermeye hazır olmasıdır. Yetişkin bir kişi etrafındaki insanlar önerdiği için değil, kendisi düzelmek istediği için terapiye gelmelidir. Yetişkinler genellikle kendi hayatlarında önemli bir değişiklik söz konusu olduğunda terapiye gitme eğilimi gösterirler. Örneğin, işe başlama, iş değiştirme, nişan-evlilik, taşınma, askerlik, mezuniyet vb kişinin yaşantısında önemli olan durumların öncesinde veya sonrasında terapiye gitmeyi tercih ederler. Ancak bu yaklaşım zamanlama açısından çok uygun olmayabilir. Yetişkin bir kişinin terapiye başladığı dönemde hayatında böyle önemli bir dönemin olması terapi sürecinde doğru beklentiler oluşturmasını engelleyebilir. Terpiye başlayacağı dönemde kişinin terpiye gitme ve terapide verilen görevleri yapma ile ilgili zaman sorunun olmaması, terapide önerilen aktiviteleri eksiksiz yapacağını kabul etmesi gerekir. Eğer terapide verilen görevleri tam istendiği şekilde yapamayacak olursa terapinin etkinliği azalmaktadır. Kişinin terapi sonunda nasıl bir konuşmayı hedeflediği, gerçekçi beklentilerin neler olabileceği en baştan detaylı bir şekilde konuşulmalıdır. Yetişkinlerle yapılan terapilerde kişinin daha rahat ve daha az takılarak konuşması için bazı teknikler kişiye öğretilir. Terapi süreci değişiklik göstermekte beraber ortalama en az 3 aylık bir devam sürecini göz önünde bulundurmak gerekir.

HIZLI KONUŞMA (CLUTTERİNG / TAKİFEMİ )

Takifemi, konuşmanın ritminin sözcük ya da sözce tekrarları, uygun olmayan yerlerde duraklamalar, sözcük içindeki hecelerin yerlerinin değiştirilerek söylenmesi gibi düzensizlikler nedeniyle bozulmasıdır. Takifemisi olan kişiler çok hızlı konuşurlar ve genelde konuşmasındaki problemin farkında değilmiş gibi görünürler. Takifemesi olan kişiler, genellikle tek heceli ve kısa sözcüklerde tekrarlamalar yaparlar. Ancak kekemeliktekinden farklı olarak bu tekrarlamalarında herhangi bir zorlanma yoktur. Kekeme kişilerde olduğu gibi konuşmaktan kaçınmazlar. Bu kişilerde; yetersiz konsantrasyon, kısa dikkat süresi, algısal güçlükler, düşünmeden konuşma gibi özellikler görülebilir. Terapide, kişinin konuşma hızını yavaşlatmaya yönelik çalışmalar yapılır. Terapide gösterdiği performansı diğer ortamlara genelleyebilmesi için başka çalışmalara gereksinim duyulabilir.

ARTİKÜLASYON BOZUKLUKLARI

Artikülasyon (Sesletim) Bozukluğu; seslerin, hecelerin ya da sözcüklerin yanlış üretilmesidir. Dinleyenler çocuğun ne söylediğini anlamak için daha fazla dikkat harcar. Bu durum, çocuğun okul ya da mesleki başarısını, toplumsal iletişimini etkiler. Bozukluğun şiddeti, konuşmadaki küçük aksaklıklardan tamamen anlaşılmayan bir konuşmaya kadar değişebilir. Artikülasyon bozukluğu olan çocuklarda en sık görülen hatalar; bir sesin yerine başka bir ses (kar– kay) söyleme, hecelerin yerlerini değiştirme (portakal- porkatal), ses eksiltme (sakız-sakı, anahtar-anatar), ses ekleme (üzüm-yüzüm) ya da sesleri bozma (süt derken “s” sesini peltek söyleme) gibi durumlardır.

Artikülasyon (Sesletim) Bozukluklarının Sebepleri Nelerdir?

Aşağıda belirtildiği gibi pek çok nedenden ötürü kişide artikülasyon bozukluğu görülebilir.

  1. Yapısal anomalilere bağlı: Dudak-damak yarıklığı, ağız-yüz anomalileri, dil bağı, diş bozuklukları nedeniyle konuşma seslerinin doğru üretilememesi.
  2. Nörolojik bozukluklara bağlı: Serebral Palsi, felç, travmatik beyin yaralanmaları gibi nedenlerden ötürü konuşma kaslarının kontrol edilmesinde yaşanan zorluklar sonucu konuşma seslerinin doğru üretilememesi.
  3. İşitme bozuklukları: Doğuştan işitme kaybı, orta kulak iltihabına bağlı olarak oluşan işitme kayıpları ya da çocuğun kulağına kalem ucu, silgi vb. yabancı maddeleri sokması sonucu oluşan kulak zarı zedelenmelerinin neden olduğu işitme kayıpları nedeniyle konuşma seslerinin doğru üretilememesi.
  4. Zeka geriliği.
  5. Herhangi bir anatomik, nörolojik, organik nedeni olmayan durumlar: Çocuğun dil, dudak, damak kasını doğru kullanmayışı nedeniyle konuşma seslerinin doğru üretilememesi.
  6. Yanlış öğrenme / yanlış pekiştirme: Çocuğun çevresindeki yetişkinlerin “bebeksi konuşma” davranışını hoş karşılaması, çocuğun konuştuğu gibi bebeksi konuşmayı taklit etmesi ya da çocuk üzülmesin düşüncesiyle çocuğun bebeksi konuşmalarını düzeltmemesi sonucu konuşma seslerinin bozuk/yanlış üretilmesi.

Artikülasyon Bozukluğu Kaç Yaşında Anlaşılır? Ne Zaman Terapiye Başlanmalıdır?

Çocuklar tüm sesleri aynı anda değil, belli bir sırada öğrenirler. /b/, /d/, /m/ gibi sesler 2-3 yaşlarında öğrenilirken, /r/, /z/ gibi bazı seslerin öğrenilmesi daha geç yaşlarda olur. Bazen çocuk bir sesi tek başına ya da sözcük başında doğru çıkarabilir ama başka pozisyonlarda yanlış çıkarıyor olabilir. Ya da sizin fark edebildiğinizden daha fazla seste sorun yaşıyor olabilir.

Genel olarak çocuklar 7-8 yaşlarına geldiklerinde anadilinin tüm seslerini doğru olarak üretebilirler. Bu yaştan sonra devam eden konuşma bozukluğunun kendiliğinden düzelme olasılığı düşüktür. Çocuğun konuşmasının akranlarından farklı olduğunu düşünen ebeveynler/öğretmenler, mutlaka bir dil ve konuşma terapistinden yardım almalıdırlar. Dil ve konuşma terapisti, çocuğun konuşma probleminin sebebini ayrıntılı bir değerlendirme yaparak belirler. Çocuğun hangi seslerde problemi olduğunu belirlemek üzere bazı testler uygular ve ne zaman terapiye başlanması gerektiği konusunda aileyi bilgilendirir. Ergenlik ya da yetişkinlik döneminde de artikülasyon terapisi yapılır. Ancak konuşma biçimi yerleşmeden, küçük yaşlarda yapılan terapi daha kısa sürede ve etkili sonuç verecektir.

Artikülasyon Bozukluğunda Terapi Ne Kadar Sürer?

Terapi süresi kişiden kişiye değişiklik gösterir. Kişinin yaşı, problemin derecesi, ek başka sorunların olup olmaması, haftalık seans sayısı, kişinin terapide göstereceği performansa ve kişisel özelliklerine bağlı olarak terapi süresi farklılaşır. Terapi birkaç haftadan birkaç aya kadar sürebilir. Artikülasyon terapisinde, çocuk haftada en az iki kez olmak üzere bir dil ve konuşma terapistine gider. Bu süre içersinde, dil ve konuşma terapistinin önceden hazırlamış olduğu program doğrultusunda çocukla çeşitli çalışmalar yapılır. Seansın bir kısmını çocukla evde çalışacak olan yetişkin izler ve ev ödevleri verilerek çalışma sonlandırılır. Her hafta çocuğun performansına göre yeni çalışmalar verilerek program tamamlanır.

DUDAK VE DAMAK YARIKLARI

Bebeğin anne karnındaki gelişimi sırasında, dudak ya da damak bölgesinin gelişimini tamamlayamaması ve bu bölgelerde açıklık kalması durumunda çeşitli sağlıklı sorunları ve konuşma sorunları ortaya çıkar. Dudak damak yarıklıkları anne karnında %25 oranında tespit edilebildiğinden, çoğunlukla bebek doğduktan sonra tanı konabilir. Aileler öncelikle bebeğin beslenme sorunlarıyla uğraşmak durumunda kalırlar. Çünkü dudak bölgesindeki yarık bebeğin emme becerisini olumsuz etkilerken, damak bölgesindeki yarık bebeğin yutma becerisini olumsuz etkiler. Bebeğin beslenme probleminden sonra en çok sıkıntı yaşayacağı ikinci durum ise konuşma becerileridir. Çocukta sadece dudak yarığı varsa konuşması çok az etkilenirken, damak bölgesindeki yarıklar konuşmayı daha olumsuz etkiler. Erken dönemde uygun ameliyatlar ya da ortodontik tedaviler uygulanırsa çocuğun konuşması daha iyi gelişebilir. Geç kalınmış tedavilerde yanlış konuşma alışkanlıklarının yerleşmesi konuşma terapisi sürecinin uzamasına sebep olacaktır.

Dudak Damak Yarıklıklarında Ne Zaman Konuşma Terapisine Başlanır? Terapi Ne Kadar Sürer?

Dudak damak yarığı olan çocuklar da konuşma gelişimlerini diğer çocuklarla aynı zamanda tamamlarlar. Bir çocuğun yaklaşık olarak 15 aylık olduğunda tek sözcükler söylemesi, 2 yaş civarında ise iki-üç sözcüklü cümleler kurması gerekir. Eğer dudak damak yarığı olan bir çocuk bu dönemlerde beklenen konuşma gelişimini gösterememişse, mutlaka konuşma terapistine gidilmelidir. Bununla birlikte, 2,5 yaş civarı konuşuyor olsa dahi çıkardığı seslerin değerlendirilmesi açısından bir konuşma terapisti tarafından değerlendirmesinde fayda vardır. Konuşma terapisti çocukta yerleşmekte olan yanlış alışkanlıklar varsa bunları tespit edebilir ve aileye çocuktan hangi sesleri beklemeleri gerektiği konusunda bilgi verebilir. Dudak damak yarığı olan çocukların ameliyattan bir iki ay sonra yeni sesler üretmesi beklenir. Eğer ebeveynler çocuğun konuşmasını nasıl destekleyecekleri konusunda yeterli bilgiye sahip değillerse, çocuk iki yaşına gelmeden de bir konuşma terapistinden yardım alabilirler. Bu durumda konuşma terapisti aileye, çocuğun dil ve konuşma gelişimini hızlandırıcı oyun ve aktiviteler, hangi aylarda hangi sesleri çıkartması gerektiği, dil-dudak-damak kaslarını güçlendirici aktiviter gibi konularda birkaç seans yol gösterecektir. Eğer çocuk 4,5 yaşına gelmiş ve konuşma seslerini düzgün üretemiyorsa aktif terapiye başlanabilir. Bu durumda konuşma terapisti, çocuğa sesleri nasıl üreteceğini öğretir ve ev ödevleri vererek ailenin çocukla pekiştirme yapmasını ister. Terapi süreci çocuğun kaç seste sorunu olduğuna, evdeki çalışma performansına, motivasyonuna, çocuğun öğrenme hızına vb faktörlere göre değişiklik gösterir.

Her Dudak Damak Yarığı Olan Çocuk Mutlaka Konuşma Terapisi Almalı mıdır?

Hayır. Dudak damak yarığı olan çocukların büyük çoğunluğunun bir konuşma terapistinden yardım alması gerekir. Ancak bazıları hiç terapi almadan 5 yaşında normal bir konuşma geliştirebilir. Bu durum ameliyat ya da ortodontik tedavilerin başarısına bağlıdır. Mümkün olan en erken dönemde çocuğun bir konuşma terapisti tarafından değerlendirmesi ve terapistin öngördüğü aralıklarla kontrollerinin yapılması sağlanırsa, çocuğun terapiye ihtiyaç duyduğu kritik dönem kaçırılmamış olur.

Konuşma Terapisi Dudak Damak Yarığı Olan Kişilerin Konuşmasını Tamamen Düzeltebilir mi?

Hayır. Konuşma terapisi yapısal anomalilerin neden olduğu konuşma bozukluklarını düzeltemez! Ailelerin bu konuda çok bilinçli olmaları ve doktorlarından doğru bilgi almaları gerekir. Konuşma terapisinde, çocuğa/kişiye konuşma kaslarını (damak, dil, dudak hareketlerini sağlayan) güçlendirme, doğru şekilde kullanma öğretilir. Bunun dışında ağız / burun hava yolu farkı öğretilerek kişinin hipernazal/hiponazal konuşması üzerinde çalışılır. Ancak bu bölgelerde yapısal, anatomik farklılıklar varsa ne kadar çalışılsa da istenen sonuca ulaşılamaz. Yani eğer çocuğun damak kası olması gerekenden daha kısa ise, konuşma terapistinin bu kası güçlendirmeye yönelik yapacağı çalışmalar hiçbir sonuç vermez. Şöyle bir örnekle açıklamak gerekirse, kol kasınız ne kadar güçlü olursa olsun kolunuzun uzunluğu ne kadarsa o mesafedeki uzaklığa erişebilirsiniz, daha uzak mesafeye ulaşmanız mümkün olmaz. Damak kası kısa olan bir kişi ne kadar güçlendirme yapsa da boğazın arka duvarı olan farenks bölgesine temas ederek burayı kapatamaz. Tam bir kapanma gerçekleşmediğinde, ciğerden gelen hava ağız içine girmez ve buruna kaçar. Bu nedenle de kişinin, burundan gelen genizsi bir konuşması olur ve bu durumun düzelmesi için tıbbi müdahale gerekir. Böyle bir durumun varlığını tespit etmek için, bir kulak burun boğaz uzmanı “nazofaringoskopi” denilen yöntemle, burun içinden küçük bir kamera sokarak damak kasının fonksiyonunu değerlendirebilir. Bu değerlendirme CD’ye kayıt edilerek ilgili uzmanlarla paylaşılıp nasıl bir yol izleneceğine karar verilebilir. Kişinin damak kasını uzatmaya yönelik bir ameliyat yapılarak bu bölgedeki yapısal yetersizlik giderilebilir. Ameliyattan sonra konuşma terapisti bu bölgedeki kasları güçlendirmeye yönelik terapi yapabilir. Başka bir yapısal sorun ise damak bölgesinde “fistül” denilen ufak delik olması durumudur. Ağız içine gelen hava, damak bölgesinde bulunan bu delikten yukarıya burna doğru kaçar ve yine kişinin konuşması burundan gelen hipernazal bir sese dönüşür. Bazen damak bölgesi incecik bir zar tabakası ile kaplı olur ve alttaki yapılarda açıklık olduğundan kişi bazı sesleri (k/g) doğru üretemez. Bu duruma “submukoz damak yarığı” denilir ve bazen fark edilmeyebilir. Konuşma terapisti ilk görüşmede ağız içi muayene yaparken bu gibi sorunları tespit ederse ilgili uzmana yönlendirme yapacaktır. Çünkü damak bölgesinde delik ya da gizli bir yarık olması yapısal anomalidir ve bu durumların cerrahi yöntemlerle ya da ortodontik yöntemlerle düzeltilmesi gerekir. Uzman olmayan kişiler gerekli değerlendirmeleri yapamadıklarında, işe yaramayacak egzersizlerle kişiyi uğraştırabilmekte ve kişinin zamanını, emeğini ve parasını boşa harcayabilmektedir! Yapısal sorunlarda konuşma terapisi sadece yanlış öğrenmeye bağlı olan konuşma bozukluklarını düzeltebilir ancak yapısal engele bağlı sorunları düzeltemez.

MOTOR KONUŞMA BOZUKLUKLARI

Motor konuşma bozuklukları, merkezi ya da periferik sinir sisteminin hasarına bağlı olarak ortaya çıkan konuşma bozukluklarıdır. Motor konuşma bozukluğu tipleri; Apraksi ve Dizartri olmak üzere tanılanır. Konuşma Apraksisi veya Sözel Apraksi; kişinin söylemek istediklerini doğru olarak söylemekte zorlanmasıdır. İstemsiz hareketler sağlam kalırken, istemli ve amaçlı programlama bozulmuştur. Yani kişi kendiliğinden herhangi bir sözcüğü söyler, ancak o sözcüğü söylemesi (tekrar etmesi) istendiğinde bunu yapamaz. Bu kişilerin konuşmalarında sesletim hatalarına çok sık rastlanır. Dizartri; sinir sisteminde meydana gelen hasara bağlı olarak kişinin kaslarını kontrol edememesidir. Beyin kanaması, beyin travması geçirilmesi gibi nedenlerle yada çeşitli nörolojik hastalıklara bağlı olarak dizartri ortaya çıkabilir. Çocuklarda görülen dizartri ise daha çok beyin tümörleri ya da spastisiye bağlı olarak ortaya çıkar ve “gelişimsel dizartri” diye adlandırılır. Bu kişilerin, konuşma seslerini üretememelerinin yanı sıra yutma problemleri olur. Kas kontrolündeki sorunlar, kasların hiç hareket etmemesinden, aşırı ya da düzensiz hareket etmelerine kadar değişik şekillerde seyredebilir.

Konuşma Terapisine Ne Zaman Başlanmalıdır? Terapide Neler Yapılır?

Apraksi, dizartri gibi konuşma bozukluklarında terapi çok uzun sürer ve mümkün olan en erken dönemde terapilere başlanmalıdır. Terapide konuşma anlaşılırlığını arttırmaya yönelik çalışılır. Ancak çok ileri düzeydeki durumlarda alternatif iletişim yöntemlerinden yararlanılması gerekebilir. Bu durumda kişinin konuşma seslerini düzgün üretmesi için uğraşılmaz. Kendini doğru ve rahat ifade edebilmesini sağlayacak sistemler (bilgisayar, I-pad kullanımı, resim kartları, yazı tahtası vs) geliştirilmeye çalışır.

YAYGIN GELİŞİMSEL BOZUKLUKLARDA DİL VE KONUŞMA BOZUKLUKLARI

Yaygın gelişimsel bozukluklar; erken çocukluk döneminde başlayan sosyal beceri, dil gelişimi ve davranış alanında uygun gelişim gösterememe durumu olarak tanımlanabilir. Yaygın gelişimsel bozukluklar; Otizm, Asperger Sendromu, Rett Sendromu, Çocukluk Dezintegratif Bozukluk, Atipik Otizm gibi beş farklı grupta toplanmıştır. Özellikle ilk 2 yılda çocuğa tam bir tanılama yapmak güç olabildiğinden ayırt edici özellikler belirginleşene kadar “Yaygın Gelişimsel Bozukluk” tanısı geçici tanı olarak konabilmektedir. Bu 5 farklı grubun hepsinde ortak olan bazı özellikler çocuğun yaşının ilerlemesiyle farklılıklar gösterir ve çocuğun tanısı kesinleşir. Yaygın gelişimsel bozukluk tanısı alan çocuklarda görülen dil ve konuşma bozukluklarının derecesi ve tipleri de değişkenlik gösterir. Örneğin Asperger tanısı konulan çocukların genel olarak dil gelişimleri normal yaşıtlarına daha yakındır. Fakat bu çocuklar pragmatik dil becerilerinde yaşıtları gibi gelişim gösteremezler. Soyut düşünceye dayalı dil becerilerinde zorlanırlar. Örneğin atasözlerini anlamakta, esprileri yakalamakta zorlanırlar, çünkü söylenen her sözü somut düzeyde algılarlar. Bu nedenle “ayağını yorganına göre uzat” gibi bir atasözünün nasıl bir gönderme yaptığını kavramakta çok zorlanırlar. Otizm tanısı alan çocuklar ise, sosyal uyaranlara karşı tamamen ilgisiz olabilirler. Bu çocuklar duygu ifadelerini (üzgün, mutlu, kızgın vs) anlayamadıkları için kendi duygularını da bu şekilde ifade edemezler. Otistik çocuk, ağlayan bir insanı gördüğünde hiçbir tepkide bulunmayıp, başka yöne bakmaya devam edebilir. Oysa normal gelişim gösteren çocuklar benzer durumla karşılaştıklarında, ilgilendikleri şeyi bırakıp ağlayan kişiye bakmaya başlar, sevdiği bir kişi ise yanına gidip sarılmaya çalışabilir, hatta oyuncağını vererek o kişiyi teskin etmeye çalışabilirler. Empati yapabilen çocuklar, elbette ki duygu ifadelerini zaman içerisinde öğrenip kendi duygularını da sözcüklerle ifade etmeye başlarlar. Konuşma terapisinde, otistik çocuklara kendi duygularını nasıl ifade edeceklerini öğretebilmek için öncelikle çocuğun bu duyguları izleyip analiz etme becerisinin gelişmiş olması, daha sonra sözel olmayan doğru tepkiler verebilmeleri gerekir. Otistik çocuklarda konuşma terapisine başlandığında çocuğun öncelikle insan, hayvan gibi canlılara ait sesleri dinleme, bu seslere tepki verme becerilerinin ne kadar gelişmiş olduğuna bakılır. Bu becerileri gelişmemiş olan çocukla ses çıkartma, duyduğu sesleri taklit etme çalışmaları sonuç vermeyebilir. Otistik çocukların bazılarında sözel olmayan dil çalışmaları sözel dilin gelişimini destekleyebilmektedir. Örneğin resim değiş-tokuşuna dayalı olan PECS yöntemi otistik çocukların konuşmadan da kendilerini ifade edebilmelerini sağladığından bu çocukların dil gelişimlerinin ilerlediği ve zaman içerisinde daha fazla konuşma çabası gösterdikleri bilinmektedir. Otistik bir çocuğun konuşmayı öğrenebilmesi zeka düzeyi ile doğrudan ilintilidir. Otistik çocukların -15’i normal ya da normal üstü zekaya sahip iken, %25-35’i sınır zeka grubunda, diğerleri orta veya ağır derecede zeka geriliği grubundadır. Zeka kapasitesi çok düşük olan otistik çocuklar konuşmayı hiçbir zaman öğrenemeyebilirler. Genel olarak zeka kapasitesi 70’in üstünde olan, yani sınır zeka ve üstü zeka grubunda olan otistik çocuklar konuşmayı daha erken dönemde öğrenir ve bu çocukların tüm gelişim alanlarındaki performansları daha iyi olur. Ağır zeka geriliği olan otistik çocuklara sözel olmayan iletişim yöntemlerinden birinin öğretilmesi çocuğun kendini ifade edebilmesini kolaylaştırdığından davranış problemlerinin de azalmasını sağlamaktadır. Genel olarak otistik çocukların, 5 yaş civarı konuşma seslerini taklit etme, sözcük tekrarlama, isimlendirme gibi aktiviteleri yapmaya başlaması beklenir. Bu düzeye ulaşmış olan otistik çocuklar konuşma terapisinden oldukça yarar görecektir. Ancak ergenlik dönemine gelmiş olan otistik bir çocuk hiçbir ses taklidi yapmıyor, çok çok nadiren anlamlı sözcükler söylediği oluyor, çoğunlukla anlamsız sesler çıkarıp isteklerini işaretle belli ediyorsa, konuşmayı öğretmeye çalışmak yerine kendini ifade edebilmesini kolaylaştıracak alternatif sistemleri düşünmek daha yararlı olabilir. Atipik Otizim tanısı alan grup konuşma terapisinden en fazla yarar görebilecek gruptur. Bu çocuklar otistik belirtiler göstermekte beraber Otizm tanısının tüm kriterlerini karşılamazlar. Genel olarak önceleri konuşma çalışmalarına direnç gösterebilir ancak sağlıklı bir etkileşim kurulduktan sonra konuşmaya ilişkin çabalarını arttırabilirler. Konuşmaktan yada kendi seslerini duymaktan utanır ya da rahatsız olurmuş gibi tepkiler verebilirler. Yine de konuşma seslerine, müziğe, çevre seslerine duyarlı olduklarını belli ederler. Bu çocuklarla erken dönemde konuşma terapisine başlanır ve diğer terapilerle uygun şekilde desteklenirlerse dil gelişimleri önemli ölçüde ilerleyebilir. Yaygın gelişimsel bozukluk tanısı alan çocukların bir kısmında “ekolali” (duyduğunu aynen tekrarlama) görülür. Bazı uzmanlar çocuğun bu şekilde iletişim kurmaya çalıştığını ileri sürmüştür. Ancak çocuk gerçek anlamda iletişim kurmaz. Sadece duyduğu şeyleri aynen papağan gibi, anlamına dikkat etmeden tekrarlar. “Senin adın ne?” sorusuna adını söyleyerek cevap verirse burada bir iletişimden bahsedebilir. Fakat, “Senin adın ne?” diye sorulan soruyu tekrarlarsa bu bir iletişim olmaz. Aynı şekilde sıra dışı bellek performansları da “iletişim içermeyen konuşma” olarak değerlendirilir. Bazı çocuklar ilginç bir şekilde ülkeleri, şehirleri, otomobil markalarını ve özelliklerini hatta ilaç isimlerini öğrenip tekrarlayabilir, kendi kendine okumayı öğrenebilirler. Fakat bilgiyi doğru şekilde nasıl kullanmaları gerektiğini bilemezler. Çünkü ilişkisel düşünme becerileri zayıftır ve bilgileri farklı farklı birbiriyle ilişkisiz parçalar halinde öğrenirler. Bu nedenle konuşma terapisi ve özel eğitimde, ilişkisel düşünme, mantık yürütme, sebep-sonuç ilişkisi kurma çalışmaları yapılır. Genel olarak yaygın gelişimsel bozukluk tanısı alan çocuklarda gözlenen konuşma problemleri; konuşulanları anlamlandırmada (özellikle soyut sözcükleri ve uzun cümleleri) sorun, ekolali (papağan gibi söyleneni tekrarlama), birinci tekil şahıs ekini kullanmama (ayakkabım yerine ayakkabı), kendisinden üçüncü bir kişiymiş gibi bahsetme (ben yerine ismini söyleme, ben zamirini kullanmama), cümle yapılarında bozukluk (özne-nesne-yüklem yapısını koruyamama), zaman eklerini doğru kullanamama (“gidecek” yerine “git” demek), zaman kavramlarını (gün, hafta, yıl, dün, yarın vs) anlamakta ve ifade etmekte zorlanma, olumsuzluk ekini ve “hayır” sözcüğünü kullanamama, “Neden?” “Niçin?” sorularına yanıt verememe gibi özetlenebilir. Yaygın gelişimsel bozukluk tanısı alan çocukları zorlu ve çok yönlü bir eğitim programı bekler. Hiçbir terapi tek başına yeterli olmadığı için bu çocukların farklı uzmanların yürüteceği terapilere katılması ayrıca bir psikiyatrist tarafından verilecek ilaç tedavilerini alması uygundur. Bu terapi yöntemleri; özel eğitim terapisi, konuşma terapisi, fizyoterapi, iş-uğraşı terapisi (Occupational Therapy), duyu bütünlemesi, psikoterapi gibi genel başlıklarda toplanabilir. Yaygın gelişimsel çocuklar için geliştirilmiş olan TEACH, PECS, Flor Time vb. çeşitli eğitim yöntemleri de vardır.